RSS

Amerika’nın Öteki Yüzü: Shameless

28 Şub

Uyarlama dizilerin revaçta olduğu ve pek de beğenilmediği şu günlerde “Showtime” 8 hafta önce yeni bir diziye başladı. İngiliz versiyonu şuan 8. sezonda olan dizinin adı “Shameless”. Gerçekçi kurgusu ve harika oyunculuklarla kısa zamanda çok iyi geri bildirimler aldı. Öyle ki showtime’ın 7 senelik en yüksek reyting rekorunu da eline almış bulundu. Dizinin başındaki isimler Skins‘in yaratıcısı Paul Abbott ve ER, The West Wing, Southland gibi dizilerin yapımcılarından John Wells. Başroldeki baba Frank Gallagher’ı emmy ödüllü William H. Macy canlandırıyor. Evin büyük çocuğu Fiona’yı da Emmy Rossum oynuyor.

Konusuna kısaca değinecek olursam;

İçkiye bağımlı bir baba ve onun 6 çocuğu ile olan komik, enteresan ve bir o kadar da absürd yaşam hikâyesi. Anneleri öldükten sonra kendi ayakları üzerinde kalmaya çalışan Gallagherların kara mizah etrafında hayat ile olan yaşam mücadelesi. Aile ne kadar zor durumda olursa olsun hiç kimse için bir birinden utanmayan ve bir birine kötü davranmayan kişiler yalnız baba sevgisinden de bir o kadar mahrumlar. Daha fazla anlatmak istemiyorum. Çünkü anlatırsam eminim çokça spoiler verebilirim. Bu yüzden direk ailemizi tanıtayım:

 

Frank (William H. Macy)

Aile reisimiz Frank Gallagher’dan başlayalım. Alkolik bir baba. Öyle ki sabah erkenden bara gidip bayılana kadar içip, gece polislerin getirip, evin herhangi bir yerine koyduğu biri. Ailesini seven, fakat bunu belli etmeyi bir türlü beceremeyen bencil bir adam. Hayatta yaptığı tek eylem, her ayın son cuması gidip işsizlik parasını tahsil etmek. Kendi sözleriyle Frank Gallagher: “Baba, öğretmen, akıl hocası, küçük gemilerinin kaptanı.”

 

Fiona (Emmy Rossum):

Ailenin en büyük çocuğu Fiona Gallagher. Ailede sevmediğim iki karakterden birisi. Annelerinin kendilerini terk etmesinden sonra anne konumuna yerleşmiş, bütün sorumluluk omuzlarına yüklenmiş. Düşük ücretli birçok işte birden çalışıyor. Gece kulübünde çantasının çalınması sonucu Steve (Justin Chatwin) adında bir genç ile tanışıyor. Babası Fiona’yı şu sözlerle tanımlıyor: “En büyük dayanağım. Yardımı çok büyüktür. Annesinin bütün iyi özelliklerini almış. Sinir hastası bir kahpe olması dışında tabii.”

 

Lip (Jeremy Allen White):

Ailenin büyük oğlu Phillip. Herkes onu Lip diye çağırıyor. Zeki ve çalışkan, fakat bir o kadar da serseri. Olabilecek en iyi serserilerden. Okuldan arkadaşı Karen’a fiziksel münasebetler karşılığında fizik dersi veriyor. Babası Lip’i şu şekilde tanımlıyor: “Cin gibi bir şey. Bütün notları A ve iftihar listesinde. İleride kesin büyük adam olacak.”

 

Ian (Cameron Monaghan):

Evin 3. çocuğu. Sakin bir yapısı var. Askeri okula gidiyor, okul sonrasında mahallede sahibinin Müslüman olduğu bir markette çalışıyor. Ancak evli ve çocuklu olan patronuyla ilişkisi var. Babası onun hakkında şunları düşünüyor: “Çalışkan, işine bağlı, hırslı ve muhteşem bir iş disiplinine sahip. Bu özelliklerini nereden almış hiç bilmiyorum. Paraşütçü asker olmak istiyor. Bozuk parayla dolu eski bir çorapla bir düşmanın karnı nasıl deşilir iyi biliyor.”

 

Debbie (Emma Kenney):

En çok sevdiğim karakter, evin küçük kızı Debbie. Kendine özgü çok tatlı bir saflığı var. Herkesin yardımına koşar. Bir köşede sızıp kalan babasının başının altına yastık koyar. Babasının en büyük destekçisi. Babası ise onu şöyle tanıyor: “Tanrı’nın bir lütfu. Tam bir melek. Bütün yıl UNICEF için para biriktirip bazılarını gerçekten onlara bağışlar.”

Carl (Ethan Cutkosky):

Ailenin sondan ikinci çocuğu. Sevmediğim ikinci karakter. Neden sevmediğimi daha çıkaramadım ama sanırım saflığı oldukça antipatik. Oyuncaklarını mikrodalga da pişirebilecek kadar saf. Okulda ve evde terör estiren, arkadaşlarının kollarını dolap kapısına sıkıştıran bir çocuk. Babası onun hakkında şunları söylüyor: “Carl’ı o kadar iyi tanımıyorum. Hayvanları çok sever. Sokakta bulduğu kimsesiz hayvanları sürekli eve getirip odasına götürür.”

 

Liam (Blake AlexanderBrennan Kane Johnson):

Ailenin en küçüğü ve en masumu. Liam ı ikiz bebekler canlandırıyor. Sanırım biri yorulunca diğeri çekime devam ediyor. Kendisinin ilerideki en büyük destekçisi olacağını düşünen Frank onu şöyle anlatıyor: “Bir yıldız olacak. Biyolog değilim ama ilk destekçime benziyor biraz. O ve eski karım çok yakındılar.”

Dizinin tatlı bir sloganı da var:

“Çok şeye sahip olamasalar da Gallagherlar birbirlerine sahipler.”

Dizinin tanıtımları:

Kısaca böyle. İzlenebilecek en iyi dizilerden bence. Eğer başlamadıysanız bir an önce başlayın derim.

Uyus

 
1 Yorum

Yazan: Şubat 28, 2011 in Amerikan TV Dizileri

 

One response to “Amerika’nın Öteki Yüzü: Shameless

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: